Erdem Söyler

OLYMPOS DAĞI
Adcılık (nominalizm): kavramın bir kelimeden başka bir şey olmadığını ve yalnız bir adı olan şeylerin var olduğunu öne süren öğreti.
Akılcılık (rasyonalizm): var olan hiçbir şeyin insan aklının ölçütlerine ters düşecek bir açıklaması olamaz görüşü.
Amoralizm : ahlakın nesnel ve evrensel bir temeli olabileceğini reddeden felsefe.
Anlıkçılık (entelektüalizm): zekayı duygulardan ve iradeden üstün tutan öğreti.
Atomculuk (atomizm): evrenin atomların birleşmesinden meydana geldiğini öne süren eski çağ öğretisi.
Bilimkuramı (epistemoloji): bilimlerin tarihini, gelişimini ve yöntemlerini konu alan felsefe dalı.
Bilinemezcilik (agnostisizm): insan zihninin mutlağı hiçbir zaman kavrayamayacağını ve metafizik bilgiye ulaşmanın imkansız olduğunu öne süren öğreti.
Bireycilik (individüalizm): bireyi toplumun temeli kabul eden öğreti.
Burada-Varlık (dasein, Alm): dünyada bulunmak anlamında düşünülen insanın varoluşu.(Heidegger)
Çağrışımcılık : fikirlerin ve tasarımların çağrışımını zihinsel yaşamın temeli ve bilginin kaynağı sayan öğreti.
Deneycilik (ampirizm): deneyi bilginin tek kaynağı sayan bilgi kuramı.
Determinizm (belirlenimcilik): doğaya veya insana ilişkin olaylar arasında neden sonuç ilişkileri vardır görüşü.
Dirimselcilik (vitalizm): hayati faaliyetlerin kendine özgü yasaları olduğunu öne süren öğreti.
Diyalektik (eytişim): gerçekliği, bu gerçeklikteki çelişmelerden yararlanarak çözümlemeğe ve böylelikle bu çelişmeleri aşmağa dayanan muhakeme yöntemi.
Dogmacılık (dogmatizm): kuşkuyu reddeden felsefe veya din.
Doğuştancılık (nativizm): bazı düşünce yapılarının insanda doğuştan var olduğunu öne süren öğreti.
Duyumculuk (sansüalizm): bilgilerimiz duyumlarımızdan kaynaklanır görüşü.
Erekbilim (teleoloji): bir ereklilik fikrine dayanan öğreti.
Etik : ahlakın temellerini inceleyen felsefe dalı.
Faydacılık veya Yararcılık (ütilitarizm): fayda düşüncesini her türlü eylemin kuralı sayan ahlak anlayışı.
Felsefe : dünyayı, kurduğu bir sisteme dayanarak kavramağa çalışan insanın yaratıcı etkinliği.
Gerçekçilik (realizm): gerçeği bilmenin gerçeğe erişmek olduğunu ve nesnesine ulaşabilen tek bilginin de bu olduğunu öne süren öğreti.
Gnozeoloji : bilginin temellerini inceleyen felsefe dalı.
Gölge Olay (apifenomen): bu görüngüye (fenomen) onu etkilemeksizin eklenen görüngü.
Görecilik (rölativitizm): her türlü bilginin, kavramların ve tarihin değişkenliğinden ötürü ancak, kısmi, anlık bir değer taşıdığını öne süren öğreti.
Görüngübilim (fenomenoloji): şeylerin özünü, onları kavramağa çalışan bilincin etkinliğinde yeniden ele geçirmeğe dayanan felsefe yöntemi. (Husserl)
Hazcılık (hedonizm): hazzı yaşamın temeli veya amacı sayan ahlak sistemi.
Hümanizm : insanı ve insani değerleri bütün öteki değerlerden üstün tutan felsefe anlayışı.
İdealizm : her türlü var oluşu, her türlü varlığı düşünceye bağımlı kılan öğreti.
İkicilik (düalizm): tekçiliğe karşıt olarak, her şeyin kökeninde birbirine karşıt ve indirgenemez iki ilke bulunduğunu öne süren düşünce sistemi.
İradecilik (volontarizm): iradenin zekadan ve eylemin düşünceden üstün olduğunu öne süren öğreti.
Kadercilik veya Yazgıcılık (fatalizm): bütün olanların önceden belirlendiğini öne süren öğreti.
Kavramcılık (konseptüalizm): kavram onu ifade eden sözcükten ayrı bir gerçekliğe sahiptir görüşü.
Kişiselcilik (personalizm): insan kişiliğini temel değer kabul eden felsefe.
Maddecilik (materyalizm): maddenin dışında hiçbir şeyin var olmadığını ve zihnin bütünüyle maddesel olduğunu öne süren öğreti.
Mantıkçılık (lojisizm): muhakemenin mantığını, psikolojik yöntemlerinden daha önemli bulan görüş.
Metafizik : akılcı bilginin dışında kalan konuları inceleyen felsefe dalı.
Nedensellik İlkesi (kozalite): her olgunun bir sebebe dayandığını, aynı sebeplerin aynı koşullarda hep aynı sonuçları doğurduğunu öne süren ilke.
Numen : nesnenin, algıların dışında kalan özü. (Kant)
Olasıcılık (probabilizm): insanın gerçeğe ulaşamayacağı, olasılıklara dayanan görüşlerle yetinmesi gerektiği görüşü.
Özcülük (esansiyalizm): özün var oluştan daha önemli olduğunu öne süren felsefe.
Pozitivizm (olguculuk): bütün felsefi ve bilimsel çalışmaların, yalnız deneyle doğrulanabilen gerçek olguların çerçevesi içinde yürütülmesini öne süren felsefi öğreti.
Pragmacılık (pragmatizm): bir şeyin gerçekleşme olasılıklarını, gerçeğin ölçütü olarak kabul eden öğreti.
Seçmecilik (eklektizm): çeşitli sistemlerden en kabule değer gördükleri unsurları seçen kimi filozofların benimsediği düşünme yöntemi.
Spritüalizm (tinselcilik): ruhu öncelikli bir gerçeklik sayan öğreti.
Şeyleşme (reifikasyon): canlı gerçekliğin somut ve durağan bir şeye dönüşmesi.
Tanrıtanımazlık (ateizm): Tanrı’nın varlığını reddeden öğreti.
Tarihselcilik (historizm): tarihin kendi gücüyle ahlaki veya dini doğruları ortaya koyabileceğini öne süren öğreti.
Tekbencilik (solipsizm): duyumlarıyla birlikte ben’i tek gerçeklik kabul eden öğreti.
Tekçilik (monizm): ikiciliğe karşıt olarak, dünyanın tek bir tözden oluştuğunu öne süren sistem.
Töz (sübstans): kendinde ve kendinden var olan, ve başka bir şeyin kavramına gerek duymadan kendinden kavranabilen.
Transandantal : bilginin a priori (önsel) koşullarıyla ilgili olan (Kant)
Tümevarım (endüksiyon): özel durumlardan hareketle oluşturulmuş bir gözlemin, bir muhakemenin genelleştirilmesi.
Tümtanrıcılık(panteizm): dünya ile Tanrı’yı özdeşleştiren sistem.
Uzlaşımcılık (konvansiyonalizm): bilimlerin aksiyomlarını herkesçe kabul edilebilir varsayımlar kuram.
Ütopya : var olan toplumu her yönüyle kapsayacak bir ideal oluşturan, hayali bir toplum kurma.
Varlıkbilim (ontoloji): var olanların özü üzerine kurgusal bir biçimde düşünme.
Varoluşçuluk : önemli olan gerçeği kavramak, onu olabilirliği içinde yaşamak ve dolayısıyla, onun temelsizliğini duymak ve hatta saçma olduğunu görmektir.
Yanlışanlanabilirlik : bilimsel bir önermenin bir deneyle reddedilebilir olması.
Yapısalcılık : dilbilim, tarih, antropoloji, marksizm, edebiyat eleştirileri, psikanaliz gibi insan bilimlerinin çok çeşitli dallarını etkilemiş bir düşünce akımıdır.
Erdem Söyler
Dünyaya gelen bazı çocuklar hangi ülkede doğmuş olursa olsun nitelikli özelliklere sahip olurlar. İnsanların nerede ve hangi biçimde doğdukları onların sorumluluğu olamaz, bence bu biraz şanslı olmak, biraz da olgunluk seviyesine ulaştıkça kötü talihlerini değiştirmekle çözülebilecek bir mesele. Yani ne kadar kötü bir durumda olsan da onu değiştirebilecek güç sende vardır. Tarihte ortaya çıkan nice kahramanların hepsi mi sosyo-ekonomik koşul, çevre v.s olarak çok iyi koşullar içinde doğdu? Zaten kahramanları diğerlerinden ayıran en önemli özellik sivri zekaları, inancı, korkak olmamaları, yetenekli olmalarıdır.
Eskiden imparatorlukların,devletlerin kurtarıcısı,halkın onların arkasına sığındıkları kahramanlar yetişmiştir. Ama bu konuda genelde görülen şey devletin başında olan kişilerin; üst düzey kahramanlara, lider vasıflı beyinlere karşı olumsuz tutum göstermeleri olmuştur.
Bu tarih boyunca hep böyle olmuştur. Ptolemy adında zamanın düşünürü,bilim adamı; bir evren modeli ortaya koymuştur.Özeğinde dünyanın yer aldığı ve çevresinde dıştan içe doğru dairesel biçimde gezegenlerin yörüngesi olan halkalar yer alıyordu. En dış kısımda yıldızlar yer alıyordu ve bu sonlu bir evren modeliydi.Katolikler bundan sonrasının ölümden sonra yaşayacakları cennet ve cehennemden oluştuğuna inanıyorlardı. Daha sonraları aydınlanma çağında Nicolaus Copernicus (döneminin en büyük kaşiflerinden) ilk defa sunduğu modelde merkezde güneşin yer aldığını ve dünyanın güneşin etrafında döndüğünü söyledi. Tabi bunu kilise baskısından dolayı ismini duyurmadan yaymaya çalıştı. Ama daha sonra ismi duyulunca kilise tarafından acımasızca yargılandı ve idamdan döndü. Copernicus'un modeli sonsuz evren görüşünü içeriyordu, bu ise Hristiyanlık inancına karşıydı. Çünkü evren sonsuz ise belli bir konuda bir dayanak noktası olmayacaktı ve evrenin de sonsuzdan beri var olduğu gibi kiliseyi dehşete boğan ve asla kabul edemeyecekleri bir görüş ortaya çıkacaktı.
Bu dönemden sonra bilim adamlarının kendi görüşlerini ortaya koymaları biraz kolaylaşmıştı ama çağımızın filozofu B.Russell hükümetlerin ve dinlerin bu kısıtlamalarından yakınıyordu. Gelecekte yaşamın her birey için daha iyi ve kısıtlamalardan yoksun olacağını umut ediyordu.Bertrand Russell şöyle diyordu: Özgür, gürbüz ve akıllı yaratıklardan oluşan bir toplum, ki bunun hiçbir üyesi boyunduruk altına girmemekte, başkalarını da boyunduruk altına sokmamaktadır. Bir bilinçli insanlar dünyası ki aralarındaki bu çıkar birliği özel rekabetlere, çekememezliklere baskın çıkmaktadır. Bu kişilerin bütün çabaları, insan anlığının ve muhayyilesinin meyvesi olabilecek görkemli esere yönelmiş bulunmaktadır. İnsanlar isterlerse, iradeleri bu yolda ise böyle bir dünya varolabilir. Varolursa, günün birinde varolacaksa bugüne dek gelmiş dünyaların hepsinden daha ünlü ve şanlı, daha parlak, daha mutlu, düşsel ve coşkusal mutluluklar bakımından daha zengin bir dünya olacaktır. [1]
![]()
İşte bu ütopya B.Russell’in ; ve insanlık tarihinin görebileceği en muhteşem dünyadan bahsediyor.
[1] Bertrand Russell, Dünya Görüşüm, 12. İnsanlığın Geleceği, sf. 134, Varlık Yayınları çev. Samih Tiryakioğlu Eylül 1977
Erdem Söyler

Uzun zaman önce Kallisto adında bir kadın ve onun oğlu olan Arkas yaşardı. Kallisto, herkes tarafından çok sevilen güzel bir kadındı. Ormanları, çiçekleri, şırıl şırıl akan şelaleleri kısacası doğayı çok severdi. Tanrıların tanrısı Zeus da onun güzelliğine hayrandı ve ona aşıktı. Bu ise Hera’da Kallisto’ya karşı bir öfke yaratıyordu. Bir gün Kallisto yine doğaseverliğiyle ormanda neşe içinde avlanırken; Hera onu görmüştü ve birden öfkelendi ve ona büyü yaparak güzel ve genç bir kadın olan Kallisto’yu vahşi bir ayıya çevirmişti.
Kallisto kendisini ayı halinde görünce çok korkmuştu. Kaçıyordu her şeyden; ağaçların çalıların arasına saklanıyordu. Zavallı ayı on beş yıl boyunca bu şekilde yaşadı. Artık güneşin ışığı, şelaler, ağaçlar, çiçekler ona güzel gelmiyordu. Yitirmişti doğaya karşı olan sevgisini artık.
Birgün, arkadaşlarını ormanda avlanırken gördü Kallisto ve görmesinler diye saklandı. Aradan belli bir zaman geçtikten sonra oğlu Arkas’ı görmüştü. Büyümüştü, uzun boylu, yakışıklı bir adam olmuştu. Annesi onu hemen tanıdı,Arkas annesi olan büyük ayıyı görüncekorkmuştu ve okunu çıkardı onu vurmak için. Tam o sırada Tanrıların Tanrısı Zeus geldi. Oku ve yayı Arkas’ın elinden aldı. Çünkü Zeus Kallisto’yu çok seviyordu ve Hera’nın yaptığı bu zalimliği bir yandan affettirmek istiyordu.
Zeus oku ve yayı Arkas’ın elinden aldıktan sonra anne ve oğlunu gökyüzünde iki yıldıza çevirdi,Büyük Ayı ve Küçük Ayı.onları yıldızların olduğu bir gecede görebiliriz. Büyük Ayı ve Küçük Ayı’yı gökyüzünde sayısızca yıldızın arasından ayırt edebiliriz
Hera onları gökyüzünde görünce çok sinirlenmişti. Hera Kallisto’yu insandan daha aşağılık bir varlığa çevirmişti. Ancak Zeus Kallisto’yu ve oğlunu insandan daha üstün bir varlığa çevirmişti.
Hera deniz tanrısı Poseidon’a giderek ondan Kallisto ve oğlu Arkas’ı Okyanus Sarayı’na hiçbir zaman alınmamasını istedi. Poseidon da kabul etmişti
İşte bu yüzden gökyüzüne baktığımızda Büyük Ayı ve Küçük Ayı’nın gecenin ilerleyen saatlerinde yavaş yavaş aşağıya doğru indiğini ve en sonunda okyanusların, denizlerin seviyesine geldiğinde birden kaybolduğunu görürüz.
Bu güzel hikaye bana sıcak ve güzel yaz gecelerinde yıldızların gökyüzünde olduğu zamanlarda bu iki yıldızı hatırlatacak ve ben bu yıldızları gördüğümde anne ve oğlunu kıskançlığı yüzünden birbirinden ayırmaya çalışan Hera’ya karşı Zeus’un, Kallisto’ya olan aşkının verdiği güçle onların gökyüzünün incileri olan ve sıradan olmayan (Büyük Ayı-Küçük Ayı) yıldızlara çevirdiği aklıma gelecek.
Müzehher Erim, Mitolojiden Masallar, sf. 15-18, Engin Yayıncılık, 2. Basım 2000
Erdem Söyler
Çok eski zamanlarda insanlar denizi, güneşi, gün batımını izlerken akıllarına; “bunları yöneten birileri olmalı” düşüncesi yerleşmişti. Bu varlık tüm insanlardan üstün , güçlü ve bütün bunlara hakim olmalıydı. İnsanlarda bu yüzden “Tanrı” kavramı ortaya çıktı ve tanrıların Olimpos Dağı’nın doruklarında, bulutların üstünde, insanların göremeyeceği yerde yaşadıklarına inandılar. Bunun sebebi ise tanrılar üstün varlıklar oldukları için yükseklerde yaşıyorlardır düşüncesiydi. Tanrıların başı Zeus’tu, onun karısı ise tanrıça Hera’ydı. Zeus ve Hera’nın dışında daha bir çok tanrı ve tanrıça vardı. Apollon, güneş ve sanat tanrısıydı, onun kız kardeşi olan Artemis de ay tanrıçasıydı. Demeter toprak ve bereket tanrıçasıydı. Yarı insan yarı keçi olan Pan da çobanların ve ormanların tanrısıydı ve bunun gibi daha bir çok tanrı ve tanrıça vardı.
İşte insanlar bunlara taparlardı ve onlara şükranlarını, teşekkürlerini sunmak, dertleri olduğu zaman yardım istemek için taşlardan, altından, gümüşten heykeller yaparlardı.
Burada gördüğümüz şey; insanların yapamadığı, yönetemediği, hakim olamadığı doğadaki bir çok olay gerçekleşiyordu ve bunları yapanların ise insanlardan daha farklı ve yüce olduğunu düşündüler. Bu ise “Tanrı” kavramını ortaya çıkardı. O zamanlarda insanlar; tanrıların ve tanrıçaların eşsiz, benzersiz ve kusursuz oluşunu kabul ettiler,tanrıların üstün oluşundan dolayı hep bulutların üstünde insanların ulaşamayacağı yerde yaşadıklarına inandılar.

İlk Yunan filozofları insanların böyle şeylere inanmasının anlamsız olduğunu düşünüyordular. Bu mitsel açıklamalarda insanlarla tanrıların bir arada olması ve yaşamı insanlara öğütlerle açıklamaları, o zamanlarda doğada gerçekleşen olayların tanrılar tarafından düzenlendiğini gösteriyordu. Örneğin İskandinav mitolojisinde elinde çekiciyle olan Tor’un keçilerin çektiği bir arabayla gökyüzünde yağmur yağdırdığına inanılırdı. Bu Yunan mitolojisinde Zeus’a atfedilir ve insanlar kuraklık olduğu zaman tanrıların insanlara kızdıklarını düşünürlerdi ve kendilerini affettirmek için dinsel törenler yaparlar ve adak adarlardı.
Müzehher Erim, Mitolojiden Masallar, sf. 11-14, Engin Yayıncılık 2. Basım 2000
Ünlü ingiliz matematikçi G.H.Hardy “Bir Matematikçinin Savunması” adlı kitabında şöyle diyor: “Profesyonel bir matematikçinin, matematik hakkında yazı yazmakta olduğunu algılaması hüzün verici bir olgudur. Matematikçinin işlevi bir şeyler ortaya koymak, yeni teoremler ispatlamak, matematik bilimine katkıda bulunmaktır;kendisinin ya da diğer matematikçilerin neler yapmış olduğunu anlatmak değil. Devlet adamları politika yazarlarını, ressamlar sanat eleştirmenlerini küçümserler. Filozoflar, fizikçiler ve matematikçiler de benzer duygular taşırlar. Açıklama, eleştiri, övgü ikinci sınıf beyinlerin işidir. [1]”

Hardy’nin bu açıklamalarına baktığımızda kendisini küçümseyen bir havası var. Hardy, bir matematikçi olarak yazdığı “Bir Matematikçinin Savunması” adlı kitabında matematik bilimini, matematikle uğraşan bilim adamlarını savunucu açıklamalar yaparken bir bakıma kendisini de alçak gönüllü bir biçimde eleştiriyor.
Konunun içinde kalarak matematiğin yanında diğer dallara da değinerek (yazarlık, şairlik,bilim, felsefe) bir genellemeyle bir konuda uzman, bilgi sahibi olmak, kitap yazmak... her zaman bunları eleştirmekten daha önde tutulur.
Neden?
Acaba bir konuda eser ortaya koyabilmek;belli bir birikim, bilgi gerektirirken öte yandan onu eleştirmek ise önüne gelen bir eseri (hazır bilgi) sadece yorumlamak, iyi ya da kötü. Hiç bilgi gerektirmeden (eleştiri yapabilme bilgisi dışındaki konu bilgisi) eleştiri yapılabilmesi mi, bunu ikinci sınıf yapıyor. Akıl ve gücün, bilgiden geldiğini düşünenler için bu durum geçerlidir
Bunun üzerinde de durmak lazım. Bizim algılayabildiğimiz, bildiğimiz tek şey zihnimizse onun içindeki dünya da bizim tek dünyamızdır. Dışındakiler ise bizim bilmediğimiz, başkalarının bildiği ,onların(diğer insanların) dünyasıdır. Hür irademiz bizi ilgi alanlarımıza götürür, zihnimizin içindekileri şekillendirir.
İkinci bakış açım ise; insanın doğasında olan yetenekle alakalı. Bir insan yapabildiği, yeteneğinin olduğu şeyleri mi yapmalı; yoksa ünü, değeri (artık neye göreyse) fazla olan şeylerle mi uğraşmalı?
En basit örnekle “basketbolun tanrısı” olarak adlandırılan Michael Jordan’ın küçüklüğünde basketbol değil de herhangi başka bir şeyle mesela resim yapmakla uğraştığını ve bizlerin onun eşsiz yeteneğinden yoksun kaldığımızı düşününce de aklıma şu geliyor:Yeteneğimizin bizi götürdüğü yere korkmadan gidebiliriz(,cesaret her yerde karşımıza çıkar,bizde olması gerekendir. O yoksa bir şeyleri başarabilme ihtimalimiz azalır) bizi ifade eden, başarıya götüren yere ( başarı derken ailelerin çocuklarını ileride görmek istedikleri, onların isteklerine göre şekillenen, bizim yaşamımızın içine giren onların bizden istedikleri şey değil)... Bunları söylerken kastettiğim ise mutluluktan ibaret değil. Çünkü benim için salt mutluluk engelli bir yaşamdan başka bir şey değil. Zira o da kaybedildiği zaman yaşamak amaçsız gelmeye başlar.
İki farklı bakış açısını birbirine bağlayarak yazımı bitiriyorum. Bilim adamı, sanatçı, yazar, şair olmak her zaman bir eleştirmen olmaktan daha üstün bir olgu olabilir ama yeteneğinin elverdiğiyle insan bunların dışında daha birçok şey yapabilir. Benim için asıl mesele rütbe, makam değildir, gerçekten yaşama daha derin bakabilmektir. Size bu son paragrafta bir paradox varmış gibi gelebilir. Ancak dikkatli bakarsanız paradoks olmadığını sadece, iki alternatif olarak bunları sunduğumu (alternatif derken bizim yaşamımızda yaptığımız şeyler bunlardan ibaret zaten; ya ekonomik refahımızı düşünerek hareket ederiz ya da tutkularımızı harekete geçiririz.)
[1] G.H.Hardy, Bir Matematikçinin Savunması, sf.44, çev. Nermin Arık, Tübitak 22. Basım Mayıs 2005
Erdem Söyler
1) Gerçeği bilenler ile onu sevenler hiç bir zaman eşit değildirler.
CONFUCIUS
2) Dehanın yüzde biri hüner, yüzde doksan dokuzu da terdir.
EDISON
3) Adalet bir kutup yıldızı gibi yerinde durur. Geri kalan herşey onun etrafında döner.
CONFUCIUS
4) Vücut bulmuş her ruh yalnızlığa mahkumdur.
ALDOUS HUXLEY
5) Geceleyin kapılar kapanıp da ışıklar söndüğünde, odamda yalnızım deme, yine yalnız değilsin.
EPIKTETOS
6) Aklı az olanın verdiği öğüt çok olur.
BOILEAU
7) İnsanların doğalarında yatan adalet duygusu haklı bir gerekçesi yoksa (bir sürü yıkımlara yol açan) bir savaşın başlamasına, en azından göz boyamak için bile karşı çıkar.
8) Öfke, aptalları akıllı yapar; ama yoksul bırakır.
FRANCIS BACON
9) Bir kimsenin özgür olarak gelişmesi,herkesin özgür olarak gelişmesinin şartıdır.
KARL MARX
10) Gelecek hiçbir zaman geçmişin aynı olamaz; zira her adımda yeni bir birikim ortaya çıkar.
HENRY BERGSON
11) İnsan kesin şeylerle yola başlarsa varacağı yer kuşku olacaktır, ama kuşkuyla işe başlamakla yetinirse o zaman kesinliklere ulaşacakır.
FRANCIS BACON
12) Geleneksel anlamda ahlak, yaşamanın tadlarından yüz çevirmiş çileci düşüncelere tepkiye dayanır ve dolaysıyla yaşamdan gizlice öc almak niyetindeki yoz kişilerin mizacının sonucu olan bir ahlaktır ve bu niyet,başarıya da ulaşır.
NIETZSCHE
13) Elimizde olan şeyleri nadiren düşünürüz; eksik olanları ise daima.
A.SCHOPENHOUER
14) Küçük adam en küçük tenkide çıldırır, akıllı adam ise kendisini tenkid edenlerden, kendisiyle münakaşa edenlerden ibret almaya heves edendir.
LA RACHEFOUCOULD
15) Yaşam beklentiler doğurur insanda,beklentiler heyecan ve umut.Yok olan her beklenti yaşamın bir sillesidir bekleyene ve bekleyen ne kadar zayıfsa yaratacağı çökkünlükte bir o kadar yaralayıcı ve etkileyicidir.
HERMANN HESSE
16) Tartışmayan tutucudur,bağnazdır.Tartışamayan aptal...Tartışmaya cesaret edemeyen ise köledir.
WILLIAM DRUMMOND
17) Eğer yürüdüğünüz yolda güçlük ve engel yoksa, bilin ki o yol sizi bir yere ulaştırmaz
DOSTOYEVSKI
18) Başkaları için zor olanı yapmak kabiliyetli olmaktır; kabiliyetliler için imkânsız olanı yapmak da, dâhi olmaktır.
HENRY FREDERIC AMIEL
19) Bir şeyin haklı olduğunu bildiğin halde, o şeyden yana çıkmazsan, korkaksın demektir.
CONFUCIUS
20) Biz kendimizi, neler yapabileceğimize bakarak yargılarız; başkaları da neler yaptığımıza bakarak yargılar.
LONGFELLOW
21) İnsanın konuşacak kadar zekâya, ya da susacak kadar akla sahip olmaması büyük bir talihsizliktir.
LA BRUYERE
22) Ürkek biri tehlikeden önce çekingen, tehlike sırasında korkak, tehlikeden sonra da cesurdur.
JEAN PAUL RITCHER
23) Boş zaman yoktur boşa geçen zaman vardır.
TAGORE
24) Mal kaybeden, bir şey kaybetmiştir, onurunu kaybeden birçok şey kaybetmiştir. Fakat cesaretini kaybeden her şeyini kaybetmiştir.
GOETHE
25) Sevgiye ve tutkuya açık bir kalp kadar dünyada değerli bir şey yoktur.
GOETHE
26) Öldürmenin, hilekarlığın ya da çalmanın yanlış olduğunu düşünüyorsanız,böyle şeyleri yapmaktan kendi başınıza gelecek sonuçlardan korktuğunuz ya da yaratıcınızı gücendirmek istemediğiniz için değil, ama bunlar mağdur olan insanlar için kötü şeyler olduklarından dolayı kaçınmalısınız.
THOMAS NAGEL
27) İnsanlar ölümden, çocukların karanlıktan korktukları gibi korkar.
FRANCIS BACON
28) Öldürmenin, hilekarlığın ya da çalmanın yanlış olduğunu düşünüyorsanız, böyle şeyleri yapmaktan kendi başınıza gelecek sonuçlardan korktuğunuz ya da yaratıcınızı gücendirmek istemediğiniz için değil, ama bunlar mağdur olan insanlar için kötü şeyler olduklarından dolayı kaçınmalısınız.
THOMAS NAGEL
29) Böcek olmayı kabul edenler, ayaklar altında kalmaktan ve ezilmekten yakınmamalıdırlar.
IMMANUEL KANT
30) Üçbin yıllık geçmişinin hesabını yapamayan insan günübirlik yaşayan insandır
GOETHE.
31) İyi ağaç kolay yetişmez; rüzgar ne denli güçlü eserse,ağaç da o denli sağlam olur
. J.WILLARD MARRIOT
32) Dünyada başarı kazanmanın iki yolu vardır: Ya kendi aklından faydalanmak, yahut da başkalarının akılsızlığından faydalanmaktır.
LA BRUYERE
33) İnsanlar başaklara benzerler, içleri boşken başları havadadır, içleri doldukça eğilirler.
MONTAIGNE
34) Gerçek bir arkadaş, iki gövdede yaşayan bir ruhtur.
ARISTOTELES
35) Zor iş, zamaninda yapmamız gereken fakat yapmadığımız kolay işlerin birikmesiyle meydana gelir.
J.J.ROUSSEAU
36) Yalanlamak ve reddetmek için okuma! İnanmak ve her şeyi kabullenmek için de okuma! Konuşmak ve nutuk çekmek için de okuma! Tartmak, kıyaslamak ve düşünmek için oku!
FRANCIS BACON
37) En iyi yananlar, eski odunlar; en güvenilen kimseler, eski dostlar; en rahat okunanlar da, eski yazarlardır.
FRANCIS BACON
38) Tez elde edilen başarı, insanı kararsız ve maceraperest yapar.
FRANCIS BACON
39) Büyük insanlarda, liyakat sahibi olanların kendilerini budalaca aşka kaptırdıkları görülmez. Büyük ruhlar ve büyük işler aşkla uzlaşmaz.
FRANCIS BACON
40) Bir insan, hakları için değil çıkarları için daha büyük bir savaş verir.
NAPOLEON BONAPARTE
41) Haklıların mahkum edildiği bir ülkede, bütün doğruların yeri cezaevidir.
HENRY DAVID THOREAU
42) İki şeye hakkım olduğuna karar verdim: Özgürlük ve ölüm. Birine sahip olamazsam ötekini isterim çünkü hiç kimse beni canlı tutsak edemez.
HARRIET TUBMAN
43) Yarasalar kuşlar arasında neyse, şüphelerde düşünceler arasında o dur; sadece karanlıkta uçabilir.
FRANCIS BACON
44) Düşüncelerinize katılmıyorum; fakat onları söyleme hakkınızı sonuna kadar savunacağım.
VOLTAIRE
45) Hırs safraya benzer, hani yolunda herhangi bir engelle karşılaşmadıkça insanı canlı, diri, hareketli ve ateşli kılan.
FRANCIS BACON
46) Bilimlerdeki yanlışlıkların neredeyse tamamının kaynağı bir yerdedir, insan aklını yanlış bir şekilde önemseyip, yücelterek onun hakiki yardımlarını araştırmamışız.”
FRANCIS BACON
47) Ölmek de, doğmak da aynı ölçüde doğaldır; belki de bebek için doğmak, ölmekten daha az acı verici değildir.
FRANCIS BACON
48) Karanlıkta bütün renkler biraraya gelir.
FRANCIS BACON
49) Ölüm bedenin işkence anında yaşayacağı acının çok daha azıyla geçip gider.
FRANCIS BACON
50) Kuşkusuz ruh ile beden arasında bir uzlaşma vardır, hatta doğa birinde yanıldığı vakit, diğeri de tehlikeye girmiş olur.
FRANCIS BACON
51) Dostluk sevinçleri iki katına çıkarırken, kederleri yarıya indirir.
FRANCIS BACON
52) Adaletin bulunmadığı yerde herkes suçludur.
DUVERGER
53) Hayatı komedi sananlar son espriyi iyi düşünsünler.
SENECA
54) İnsanın, yalnız gerçeğin ne olduğunu bilmesi yeterli değildir; Doğruyu istemesi ve yapması da gereklidir.
GOETHE
55) Ne yoksuldur sabrı olmayanlar.
SHAKESPEARE
56) Politika, insanların kendilerini ilgilendiren şeylerden alıkoyma sanatıdır.
P.VALERY
57) Şöhret pazara benzer, orada çok kalırsanız fiyatlar düşer.
FRANCIS BACON
58) Yarın bambaşka bir insan olacağım diyorsun. Niye bugünden başlamıyorsun?
EPIKTETOS
59) Yıldızlar ateş böcegi sanılmaktan korkmazlar.
TAGORE
60) Samimi olmayı vaat edebilirim ama tarafsız olmayı asla.
GOETHE
61) Sahip olduğundan fazla bir şey istemeyen insan zengindir.
CICERO
62) Ruhunu kaybeden dünyayı kazansa ne çıkar.
VICTOR HUGO
63) Papağan söyleneni anlamaz ama aklında tutar.
LESSING
64) Ölüm olmasaydı onu icat etmek zorunda kalırdık.
VOLTAIRE
65) Mevkilerini para ile satan kimseler, masraflarını geri almak yoluna düşerler.
ARISTOTALES
66) Çocukluk saflığını kaybetmeyen adama büyük adam denir.
MENCIUS
67) İnsanoğlunu bulup meydana çıkarmak güç, kendi kendini bulup meydana çıkarmak hele daha da güç; çok kez zeka yalan söyler ruha dair. Ağırlığın ruhu böyle gerektirir.
NIETZSCHE
68) Nedir en büyük şey başınızdan geçebilecek? Büyük horgörü saatıdır. Mutluluğunuzun bile sizlere iğrenç geldiği saat, aklınızın ve erdeminizin de.
NIETZSCHE
69) Bin gaye vardı şimdiye dek, bin ulus olduğundan. Ancak bin boyuna vurulacak boyunduruk eksik henüz, o tek gaye eksik. Gayesi yok henüz insanlığın.
NIETZSCHE
NIETZSCHE
71) Peki ama bazen niçin çılgınlaşırız, aptallıklar yapar, bazı şeyler isteriz? Bunun nedenini kendimiz de bilmeyiz. Akılsızca isteklerimiz yerine gelse, bundan en çok da biz zarar görürüz...
DOSTOYEVSKİ (Zapiski İz Podpolya, s. 156)
72) Yaşam karşınıza ahlakın en canlı örneklerini, erdemli, ağırbaşlı, ölçülü davranmayı ilke edinen, sanki ahlaklı ve ölçülü de yaşanabileceğini kanıtlamak isteyerek çevrelerine aydınlık saçan bilge kişileri çıkarabilir...
DOSTOYEVSKİ (Zapiski İz Podpolya, s. 36)
73) İki şey var ki, ruhumu hep yeni, hep artan bir hayranlık ve müthiş bir saygıyla dolduruyor: Üzerimdeki yıldızlı gökyüzü ve vicdanımdaki ahlak yasası.
74) Aklımda merak, şüphe ve saygı uyandıran iki şey vardır: Üzerimde yıldız gibi parlayan cennet ve içimdeki ahlak yasası.
IMMANUEL KANT
75) Dogmalar ve kurallar, insanın doğal yetilerinin akla uygun kullanılışının ya da daha doğru bir deyişle kötüye kullanılmasının bu mekanik araçları, erginleşme ve olgunlaşma için sürekli bir ayakbağı olurlar.
IMMANUEL KANT
76) Yüreklice düşün, gir bu yola seve seve! İyi yaşamayı sonraya bırakan kimse yolunda bir ırmakla karşılaşıp da akıp geçmesini bekleyen köylüye benzer... Oysa ırmak hiç durmadan akıp gidecektir.
IMMANUEL KANT
:: Sonraki »