ERDEM SÖYLER
Basketbolda ülkeler arasındaki dengeye bakıldığında kıtasal olarak Avrupa’nın genelde bariz bir üstünlüğü var; kendilerine has da bir ekolü var.
Genelde takımın bütünlüğüne, paslaşmaya ve de bire bir (uzun ile kısanın) oyununa dayanıyor. “system of basketball” geçerlidir bu kıtada. Ülkelere tek tek bakılınca Litvanya, Siskauskas, Macijauskas, Jasikevicius; Yunanistan, Papaloukas,Fotsis, Tsartsaris ; İspanya, Gasol kardeşler, Garbajosa, J.C.Navarro, Jimenez ve son şampiyon Rusya da Kirilenko başta olmak üzere, Savrasenko, Amerikalı Rus J.R.Holden gibi oyuncularla, şu anda Efes Pilsen’in başında bulunduğu koç David Blatt’in liderliğinde çoğunluğun tabiriyle inanılmazı gerçekleştirerek çoğunluğun tabiriyle tiyatrocu İspanyolları yenerek kendi evlerinde kupayı ellerinden aldılar.

Genel bir bakışla bu ülkeler Avrupa basketbolunda son performanslara ve neticelere göre üste çıkıyorlar.
2001’de Abdi İpekçi’de Türkiye’yi finalde yenerek şampiyon olan Yugoslavya o zamanlarda çok iyi bir kadroya sahipti. NBA’deki iki yıldızı Pega Stojakovic ve Vlade Divac’da o zamanlarda en iyi dönemlerini yaşıyorlardı, ve sonunda Divac jübilesini yaptı, Stojakovic de son yıllarını yaşıyor. Tabi daha sonra Yugoslavya, ilk önce Sırbistan-Karadağ ismi altındayken küçük bir zaman aralığında iyi işler yaptı. Sırbistan ile Karadağ ayrılıp Karadağ kendi bağımsızlığını ilan ettikten sonra Sırbistan’da da genç bir jenerasyon oluşmaya başladı.2007’deki Avrupa şampiyonasında Sırbistan’ı bu şekilde gördük ve de bu ani değişmenin verdiği sonuçla da onlar için parlak olmayan bir turnuva geride kaldı.
Hırvatistan’da Roko Leni Ukic adında bir oyuncu dikkatimi çekmişti, kulüp olarak Barcelona’da oynuyordu ve de 2006’da Euroleague’de Fenerbahçe’nin rakibiyken görmüştüm onu ilk olarak. Zaten şimdi de NBA yolunda ve Hırvatistan yeniden onunla birlikte bir çıkış gösterecektir diye düşünüyorum.
İtalya’da ise yaşı ilerleyen Gianluca Basile ve de Andrea Bargnani ile birlikte takım olarak her zaman tekdüze basketbol oynuyor ki bunu kulüplerinde de görüyoruz. Euroleague ve Uleb’de 1998 ve 2001’de (o zamanki adıyla Kinder Bologna ) Virtus Bologna kupayı almıştı, M.Siena da final four oynamıştı yakın zamanlarda.
Fransa yetenekli ve de atletik oyunculardan kurulu bir takım, Almanya’yı Nowitzki taşıyor. Adalarda, İskandinavlarda basketbol yok denecek kadar az.
Ülkemizde ise bu yıl basketbolda hiç de azımsanamayacak bir başarı yakalandığını görüyoruz. Uleb’de Beşiktaş ve Galatasaray, Euroleague’de Fenerbahçe çeyrek finale kaldılar. Herhalde bu ilktir; ama yine de bilmiyorum benim kısa geçmişimin aldatmacası yoksa. Tabi Efes Pilsen Koraç Kupası’nı aldı, Tofaş final oynadı... Kastettiğim şey bu kadar çok takımla buralara gelebilmek. Yoksa Efes Pilsen ve Ülkerspor zamanında sadece bunların ikisi genelde ileriye kadar gidebilirdi.
Avrupa’daki basketbolda ülkelerin durumu genel olarak böyle denebilir. Çok alternatifli İspanya, bol pasla oynayanYunanistan, penetreci ve dış şutları isabetli Litvanya, sert oynayan Fransa, hep aynı yerlerde taş sektiren İtalya, bireylerle değil takım oyunuyla şampiyon olan Rusya, sıradan bir tektaş yüzüğü andıran Almanya, yeni oluşum içinde olan Sırbistan ve Hırvatistan, ve hiç belli bir standardı yakalamış olmasından söz etmemize izin vermeyen performanslarıyla Türkiye.

Yukarıdaki fotoğraf geçen hafta Galatasaray'ın Kalamış tesislerinde Bilgin Gökberk'le yaptığımız söyleşiden kalan bir anıdır. Beni Gökberk'in hemen arkasında görmektesiniz. Detay için tıklayınız: http://jimi.blogcu.com/12304971/
.
0 yorum yazılmıştır