virtus_typhon@hotmail.com  

 

  ERDEM SÖYLER


    Gerard Depardieu'nun Christopher Columbus'u canlandırdığı ve başlıktan da anlaşılacağı gibi 15. yy'ın sonlarıyla ve 16.yy'ın başlarını kapsayan aralıkta geçen bir film.
    Ortaçağ'dan yeni çıkmış bir dünyanın ilk aydınlarından Columbus, İspanya'da süregelen krallığın yerinde bir imparatorluk kurulmasını istemektedir aslında.O zamanlarda Avrupa'nın aşırı biçimde artan nüfusu ve İspanya'nın hem daha geniş topraklara yayılma hem de kısa yollardan baharat yolları ve altını ellerine geçirmenin yollarını tüm krallığın önde gelenlerinin istemelerine rağmen Columbus'un yeni bir kara parçası (cennet) keşfetmesi için ona destek olmamaktadırlar. Aksine o dönemlerde ülkeye ve dine karşı yapılan en küçük baş kaldırış çarmıha gerilerek halkın intikam dolu bakışları arasında cezalandırılıyordu. Ama Columbus'un cesareti ve takındığı tavır hiç de bunları aldıracakmış gibi durmuyordu. Kimseden destek alamamasının yanı sıra ideolojisini gerçekleştirme tutkusu başının omuzlarının üstünde duramamasına bile yol açabilirdi ama o bunun farkında ve korkmuyordu. Zaten aydınlar hiçbir kişiden hiçbir zaman destek alamazlar, her şeyi kendileri yaparlar.

    Bir gün Columbus küçük oğluyla deniz kenarında otururlarken, denizde tek başına giden gemiyi gösterir ve sonra “gözlerini kapat” der. Oğlu gözlerini kapatır ve sonra açtığında gemi yoktur. Aslında bu her şeyi açıklıyordur. O geminin düz bir yerde birden kaybolması söz konusu değildir. Bir eğim olmalıdır ki gemi bir an içinde gözden kaybolsun. Ve oğluna bir portakal gösterir.” Dünya işte böyle, yuvarlak” der.

    Bir gün Columbus’un projesinin incelenmesi  Salamanca Üniversitesi’nde kabul edilir. Fakat çağın tutuculuğu bir üniversitenin bile ne kadar bağnaz olduğunu ortaya koymaktadır. Tabi o zamanlara kadar gelmiş Aristotales’in ve Ptolemaios’un görüşlerine kimse itiraz bile getirmeden kabul etmektedir. Onlar rönesansa kadar batılılar başta olmak üzere herkesin gözbebeğidir.. Bunların üstüne yeni bir şeyler getirmek (üstüne üstlük) döneminde Avrupa düşüncesine yön vermiş iki dev ismin görüşlerini değiştirmek hiç kolay değildir. Çünkü din ile bütünleşmiş Ptolemaios’un evren modelinde dünya üzerinde cennet ve cehennemden bahsedilmektedir. Şöyle ki;  hristiyanların kutsal kitabındaki ölümden sonra yaşayacakları ebedi hayatı Ptolemaios’un sisteminde bulurlar.

Columbus bir gün haritaları incelerken onun yanına gelen birisi “sana finans sağlayacak birini tanıyorum” der. Sonra bu kabul edilir ve gemiler ve bir çok adam hazırlanır.

    Bilimin içine gözlem girdikten sonra finansal destek önemli bir hal aldı. Aydınları para yönünden destekleyecek zenginlere ihtiyaç duyulması  onların aslında ellerini kollarını bağlayan bir şey.

    Tabi sonra Columbus’un önderliğinde üç gemiyle yolculuğa çıkıldı.Aradan haftalar geçmesi  ve sonucunda engin denizin maviliğinden başka hiçbir şeyin (ne bir kara parçasının ne de bir insanın) görülmemesi Columbus dışında herkesi karamsarlığa itti. Columbus’a sorduklarında ise ne kadar yollarının kaldığını “bilmiyorum, ama inanıyorum”  diyordu.

    Tabi bu işin içinde inanmak olmadan yola çıkma cesaretini bulamazdı. Zira  keşif düşüncesinin içinde yatan en büyük unsur inançtır Columbus için.

    Ve işte karaların müjdecisi sinekler geminin ışıklarında toplanmışlar Columbus’a ve diğerlerine müjde verir gibi. O an gözlerindeki gerçekleşen düşün mutluluğu, kendisini tüm halka, tüm dünyaya kabul ettirecek olmanın gururuyla dolu olan Columbus’un tüm İspanya’ya , tüm insanlara, tüm dünyaya karşı kazanılmış olan haklı zaferi  onun tarih kitaplarında yerini almasını sağlayacak dönüm noktası olmuştur.    

   

    Uzak topraklara vardıklarında karşılarında oranın hakimi Aztek yerlilerini bulurlar. Aztekliler için astronomi hocamın anlattığına göre “ çok eski zamanlarda karalar birleşik iken oraya göç etmişler ve orada kavim oluşturmuşlar.”

    Columbus’un aslında şartı vardı, oranın valisi olmak ve orada ellerine geçirecekleri altın ve diğer her şeyden yüksek bir miktar istiyordu. Columbus’un keşif düşüncesinin altında yatan ana sebep neydi acaba?

    Kendini maddi açıdan rahat ettirme isteği kuşkusuz görülmektedir, ama ya bu işi başarmanın payı ne kadar onda?

    Columbus kraliyetin hükümdarlığındaki halkı ve onların Tanrı’sını, cennetini, cehennemini de oraya taşıyacaklarını söylerken, yeryüzünde Tanrı’nın adaletinin topraklar değişse de hiçbir zaman değişmeyeceğini anlatıyor.

    Ve orada yeni bir; sıfırdan başlangıcı koloniler oluşturarak kurmak istiyor. Ama oranın yerli halkı topraklarını savunarak bir canlı direniş gösteriyorlar.

        Columbus’un inancına dair

Rafael Sanchez : Sen bir hayalperestsin.

Christopher Columbus: Oraya bak. Ne görüyorsun?

    -Rafael Sanchez küçük pencereden dışarı bakar ve geri döner. Sonra bir daha bakar.-

Rafael Sanchez: Kaleler görüyorum, sarayları, kiliseleri görüyorum,

medeniyeti görüyorum, gökyüzüne  uzanan kuleler görüyorum!

Christopher Columbus: Bütün bunlar benim gibi insanlar tarafından yapılmış.

    Ne kadar uzun yaşarsan yaşa, aramızdaki birşey hiçbir zaman değişmeyecek. Ben yaptım. Sen değil.

    Columbus’un hayal kırıklığı yaşamasına yol açan Amerigo Vespucci de o sıralarda, Columbus’tan bir müddet sonra yolculuğa çıkar ve onun da dolaştığı toprakları ilk önce Asya Kıtası’na ait olduğunu düşünmüş, bundan uzun bir zaman sonra tekrar görevlendirilen Vespucci bu sefer de değişik yerler keşfetmiştir ve oraların Asya Kıtası’na ait olmadığını anlamıştır ve oralara -yeni dünya-  adını vermiştir. Ve bugünkü Amerika topraklarının keşfedilmesi Amerigo’ya atfedildiği için almıştır o ismi.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
.

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »